logo

Ömer YÜREKLİ / Üstat Mehmet Postacı’nın Ardından

ÜSTAT MEHMET POSTACI’ NIN ARDINDAN…
Ömer Yürekli

TEKEL eski Başmüfettişi, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Müfettişi değerli üstadım Mehmet Postacı’ yı 14.10.2015 günü kaybettik.  Kaybettiğimizi öğrendiğimiz an, güzel bir insanı, idealist bir müfettişi kaybetmenin üzüntüsünü yaşadım ve yokluğunu benliğimde hissettim.
Onu artık bir daha göremeyecektim.
Üstatla müfettiş yardımcılığım döneminde tanışmıştık. Önce hemşeri olarak tanıştık, sonra müfettiş olarak ve insan olarak arkadaşlığımız gelişti. Yaklaşık 27 yıldır kendisini tanıyordum.
Öncelikle “üstat” unvanını fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Bilgisiyle, maddi gerçeği aramasıyla, dürüstlüğüyle, üstün müfettişlik anlayışıyla, müfettişliğin söylem boyutunun ötesinde gereklerini yapmasıyla gerçekten bir Üstattı.
Ömrünü mesleğine adamıştı. Tekel Genel Müdürlüğünde başlayan mesleğini, Denizcilik Müsteşarlığında, daha sonra Ulaştırma Bakanlığında sürdürdü.
Müfettişlik mesleğini seviyordu. Bu sevginin altında gerçeği bulmanın, adaletin tecelli etmesine katkı yapmanın, zulme dur demenin, kamu yararını korumanın mutluluğu olduğunu seziyordum.
Kendisiyle ortak bir iş yapmadık. Ancak Adana’ da ve İzmir’ de aynı mekanlarda çalıştığımız oldu. Yaptığı çeşitli soruşturmalarla ilgili çok ayrıntılı görüşmelerimiz oldu. Bunun dışında TEKEL’ de fevkalade önemli inceleme ve soruşturmalara imza attığını TEKEL camiası biliyordu.
TEKEL’ de çalıştığı dönemde, Denizli’ de, İzmir’ de, İstanbul’ da çok büyük riskleri göze alarak, çok önemli kişileri ilgilendiren soruşturmalar yapmıştı. Özellikle bunların bir kısmına hayatını adamıştı adeta; gerçeği bulmak, yapılan yolsuzlukları ortaya çıkartmak ve adaletin tecelli etmesine katkı yapmak, müfettişliğin gereklerini yapmak adına.
Sonraki zamanlarda  çalıştığı kurumlarda da  aynı anlayışla, toplum yararına çalışmaya devam etmişti.
Ben onda hep “ilk günkü idealizmi” görürdüm. İlerleyen yaşına rağmen bir müfettiş yardımcısı gibi, istekle çalışırdı. Kendisine verilen denetim, inceleme ve soruşturma görevlerini en iyi şekilde yapardı. Önüne gelen iddiaları sonuna kadar araştırır, gerçek neyse onu bulur ve gereken neyse onu yapardı.
İşinin gereklerini yapma konusunda adeta yıkılmaz bir kale gibiydi. Yenilmez bir savaşçıydı o.
Güzel bir insandı. Dürüst, onurlu, güvenilir, etik değerlere saygılı, erdemli bir insandı. Dostluğundan emin olduğumuz biriydi.
Kimsesiz, gariban insanlarla uğraşmazdı. Yaptığı işte nüfuz sahibi, etkili ve yetkili kişiler karşısına çıkınca kaçanlardan değildi. Karşısına çıkan veya çıkartılan engeller onu yıldıramazdı. Vazgeçmezdi. Her halükarda sonuna kadar giderdi.
Son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Üstat Mehmet Postacı, ömrünü mesleğine adamış kahraman bir Müfettiş idi. Mekanı cennet olsun…

logo

Ali Alper ORKUN / Denetim Haftası

Değerli milletvekillerim, kıymetli akademisyenler, saygıdeğer meslektaşlarım,

Kamu Denetimi camiasına, sınırsız şekilde negatif bakan anlayışlar ile sınırsız derecede pozitif bakan anlayışlar arasında, analitik düşüncenin, insaflı ve objektif bakış açısının izlerini sürmeye çalıştığımız  ve kamu denetim sistemimizin yeniden inşasına yönelik ideallerimizi paylaşmayı hedeflediğimiz etkinliğimizde, bizlerle birlikte olduğunuz için, derneğimiz adına şükranlarımızı sunuyorum.

(30 Nisan 1919 Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün 9. Ordu Birlikleri Müfettişliğine atandığı gün olup, Mustafa Kemal, Ulusal Kurtuluş Savaşını Müfettiş kimliğiyle 19 Mayıs 1919 tarihinde başlatmıştır. Bu tarihin önemine binaen, Gazi Mustafa Kemal’ in 9. Ordu Müfettişliğine atandığı 30 Nisan gününün yer aldığı hafta, Devlet Denetim Elemanları Derneği Yönetim Kurulunun aldığı karar gereğince “Denetim Haftası” olarak kutlanmaktadır. Denetim haftası etkinlikleri 2002 yılından bu yana her yıl 30 Nisanın içinde yer aldığı haftada icra edilmekte olup, bu çerçevede tertip edilen etkinlikler geleneksel hale gelmiştir.)

Denetim elemanı olmanın dayanılmaz ağırlığını omuzlarında hisseden bizler, Yalnız ve güzel ülkemizin, her bir köşesinde görevlerimizi yerine getirirken hep, denetim felsefesi üzerinde yeterince düşünülüp tartışılmadığı kanaatlerimizi dile getirmişizdir.

Şöyle ki; Yeryüzünde, hangi kıtada, hangi ülkenin kamu yönetimi modeli incelenirse incelensin, kamu denetimine sahip olmayan herhangi bir yönetim sistemine rastlamak imkânsızdır.

Ülkemizde kamu denetimi alanında son dönemde yaşanan ve toplumu derinden etkileyen tartışmaların ışığında; Kamu Denetim Birimlerinin zayıflatılması, etkisizleştirilmesi ve kenara itilmesinin, vahim sonuçları ile karşı karşıya kalıyoruz.

Zamanın ruhunun, Kamu Denetim Kurullarının, yeni bir anlayışla, içinde bulunduğu sorunların ortadan kaldırılmasını; tarafsızlığının, bağımsızlığının güçlendirilmesini ve objektif çalışma ortamının sağlanmasını gerektirdiği açıktır. Etkin ve verimli bir denetim sistemine geçiş, yalnızca denetim elemanlarının mesleki meselesi değil, Türk Demokrasisinin ve insanlarımızın refahını ilgilendiren önemli bir mahiyet arz etmektedir.
Bu nedenle, Kamu Teftiş ve Denetim Birimleri mensuplarının, çatı sivil toplum kuruluşu niteliğinde bulunan, Devlet Denetim Elemanları Derneğimiz, Kamu Denetim sistemimizin yeniden inşası konusunda, önerilerini paylaşma ihtiyacını duymuştur.
1-Kamu harcamaları ve denetimi konusunda uzmanlığı tartışmasız nitelikte olan kamu denetim kurullarının, kılı kırk yaran, soğukkanlı ve tarafsız yaklaşımı perde gerisinde bırakılınca; kolluk kuvvetlerinin, sadece iletişimi dinleme yöntemiyle kurguladığı operasyon zihniyetinin,  vahim sonuçları görülmüştür.
Türk Kamu Denetim sistemine dair, etkinlik ve etkililik arayışlarında, mevcut sistem dahilinde devam edilerek, ayrıntıcı ve verimsiz labirentlerde boğulmak yerine, gereksiz ağırlıklarından kurtulmuş ancak hız ve etkinlik kazanmış, hedefe kilitlenmiş, hafiflemiş bir sisteme geçişi savunuyoruz. Her şeyi kontrol etme fetişizminin şehvetinden sıyrılarak, öncelikle en vahim hataların işlenmesini engellemek ve en önemli değerlerin kaybolmasına engel olmak yaklaşımının, bizi sonuca götürebileceğini öngörmekteyiz. Bu cümleden hareketle; Bakanlıkların ve Genel Müdürlük denetim elemanlarının mesleki faaliyetlerini yürütürken tarafsız ve bağımsız şekilde görevlerini yerine getirmelerini sağlamak üzere, çağdaş dünya uygulamaları dikkate alınarak, Anayasal ve yasal güvence sağlanmalı, Türk Denetim Yasası acilen hayata geçirilmelidir.
Denetim birimlerinin ortak etik ilkelerinin, raporlama standartlarının, olaylara yaklaşımlarının, doğru ve yanlış algılamalarının, aynı düzleme oturtulacağı bir hukuksal zemin oluşturulmalıdır.
Denetim elemanlarının işe alınma, atanma, görev, yetki ve sorumlulukları, kariyer yapıları, teftiş birimlerinin objektif çalışma usul ve esasları, inceleme, soruşturma ve teftiş faaliyetlerinde, eşitlik içerisinde davranılmasını sağlayacak net ve açık hükümler bu yasada yer almalıdır.

2- Meslek taassubuna kapılmayan, kendisini de eleştirmekten ve ölçmekten kaçınmayan nitelikte bir kamu denetim sisteminin ürettiği, denetim ve ölçme değerlendirme rapor ve faaliyetlerinin, belli bir sistem dahilinde (kişi hakları korunarak) kamuoyu ile şeffaf ve açık şekilde paylaşılacağı bir sistemin kurulması, Türk kamu yöneti-minin tıkanan damarlarını açacaktır.
Kamuoyu denetimine, kendisini de açan denetim sistemi, içinde bulunduğu umutsuzluk ve etkisizlik girdabından çıkarak daha yüksek kalitede ürün ortaya koyma arayışı içine girecektir. Böylece, Kapalı kapılar arkasında yaşamını daha fazla sürdüremeyeceğini ve siyasi erki yanlış yönlendiremeyeceğini anlayacak olan bürokrasi, asli görevine dönerek, gelişmiş demokrasilerde öngörülen çizgiye gelecektir.
Kamuoyunun doğrulara daha hızlı ulaşabildiğini gören siyaset kurumu ise kendisini, hesap verebilir yönetim anlayışını desteklemek zorunda hissedecektir. Üretilen denetim raporları kurumların tozlu arşivlerinden kurtulacak ve bu çalışmaların gereğinin yerine getirilip getirilmediği, toplum tarafından hassasiyetle takip edilecektir.

3- Günümüz koşullarında denetim hizmetlerinde çalışan meslektaşlarımızın motivasyonlarının yüksek tutulması, çalışma koşullarının özendirici hale getirilmesiyle doğru orantılıdır. Denetim elemanlarının mali ve sosyal haklarının güvence altına alınması için “Denetim Hizmetleri Sınıfı” oluşturularak, özlük hakları ve mesleki güvencelerinin yargı mensupları baz alınarak düzenlenmesi mutlaka sağlanmalıdır.

4-Son yıllarda bazı bakanlıklarda teftiş birimlerinin, müsteşar ve müsteşar yardımcısına bağlandığı görülmektedir. Bürokratik üst yöneticiye bağlı sistemlerin mahsurları ve zaafiyetleri açık olduğundan, denetim elemanlarının daha bağımsız ve tarafsız çalışabilmeleri için, meslek güvencesi ve fonksiyonel bağımsızlığın sağlanabilmesi için denetim raporlarının, Millet iradesinin temsilcisi T.B.M.M. ne de sunulacağı bir sistem önerisi tartışılmalıdır.

5-Denetim birimleri arasında koordinasyonu ve uyumu sağlamak ve mesleki standartları tespit etmek üzere oluşturulacak Denetim Üst Kurulu ile denetim birimlerinin başarısı ve başarısızlıkları ölçülmeli, gelişimlerine yönelik tedbir ve uygulamalar, planlanmalıdır.

6-Denetim elemanlarının en iyi şekilde yetiştirilmelerini ve hizmet içi eğitimlerini en iyi şekilde almalarını ve ortak denetim kültürünü oluşturmak üzere, Denetim Üst Ku-ruluna bağlı, Teftiş Akademisi oluşturulmalıdır.

7-6223 sayılı Yetki Kanunu çerçevesinde çıkartılan KHK’ lar ile yapılan düzenle-meler sonrasında bazı Bakanlıklarda denetim birimleri oluşturulmadığı görülmektedir. Bu bakanlıklarda da denetim birimleri oluşturularak denetimsiz alan bırakılmaması gerek-mektedir. Denetim elemanlarının unvanları arasındaki farklılıkların giderilmesi ve 6223 sayılı Yetki Kanununda ulaşılmak istenen amaçlar doğrultusunda, yeniden düzenleme yapılarak, mesleki kurumsal kültür muhafaza edilmelidir.

8-Denetim birimlerinin isimleri ve teşkilatlanma şekilleri, kurul modeli esas alınarak, demokratik ve katılımcı anlayışla yeniden düzenlenmelidir. Mesleğin kariyer yapısı ve özel eğitim dönemi hiçe sayılarak, bu yetişme dönemini tamamlamadan mesleğe dışarıdan paraşütle katılımın yolu kapatılmalıdır.

9-Denetim birimleri, kendi başarı performanslarını ölçecek değerlendirme kriterlerine bağlı hale getirilmelidir. Diğer kurumları ölçmeye, başarı ve başarısızlıklarını değerlendirmeye çalışan bu birimlerin, kendi başarı ve başarısızlıklarını ölçmeleri ve değerlendirmeleri sağlanmalı ve bunun için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

10- Yolsuzlukla mücadelede başarı için; Siyasal Hesap Verme Sorumluluğu (Yürütmenin Parlamentoya karşı sorumluluğu), Yönetsel Hesap Verme Sorumluluğu (Kamu Yöneticilerinin bağlı olduğu bakanlarına karşı sorumluluğu) ve Vatandaşa Yönelik Hesap Verme Sorumluluğu’ nun (Hem parlamentonun hem de bütünüyle devletin vatandaşına karşı sorumluluğu)  tam ve eksiksiz uygulanması önem arz etmektedir. Bunun için, ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere paralel yasalar ve ikincil mevzuat dâhil olmak üzere, ulusal düzenlemeler tamamlanmalı, dahası saydamlığı engelleyen ve yolsuzluğu besleyen faktörlerin ortadan kaldırılması gerekir.
Bu amaçlara yönelik olarak, kamu yönetiminde saydamlığın hayata geçirilmesi, hesap verme sorumluluğunun yönetim anlayışına yerleştirilmesi, kamu çalışanlarının mali durumlarının iyileştirilmesi, yolsuzlukla mücadele için kurumsal yapıların oluşturulması, örgütsel denetimin etkililiğinin artırılması, adalet duygusu ve hukukun üstünlüğü anlayışının yerleştirilmesi, medya ve sivil toplum örgütlerinin sağlıklı işleyişinin sağlanması, vatandaşların yolsuzluklara karşı duyarlılığının artırılması sağlanmalıdır.

Denetimsizliğin bizatihi kendisi, toplumun huzurunu bozar, devlete olan güveni sarsar, kamuoyunda adalet algısının kaybedilmesi, kargaşayı ve kendi adaletini yaratma çabalarını doğurur.

İdealist ve fedakar insanların oluşturduğu meslek camiamızın hedefi, yeni bir bürokratik hegemonya oluşturmak değil, Türk Kamu Yönetimini, sanal dünyasından çıkartıp küresel düzeyde gerçekler dünyasının başarılı bir aktörü haline getirme mücadelesine, katkı sunabilmektir.

Devlete ve millete hizmet etmeyi kendisine düstur edinen, ülkenin her köşesinde, her koşulda, cansiperane şekilde çalışan kamu denetim elemanlarının, bazen kamu vicdanını yaralayacak şekilde haksız ithamlara maruz kaldığını üzülerek görmekteyiz.

Tüm bunlara rağmen aldıkları devlet terbiyesi ve vazife şuuru dahilinde sükûnetlerini koruyan kamu denetim elamanları, devletinin ve milletinin şahsi manevisinden başka hiç kimseye ve hiçbir kuruma karşı kendisini borçlu hissetmeden, tam bir tarafsızlık içerisinde vazifesini yerine getirmeye devam edecektir.

Sonuç olarak; Sunduğu kamu hizmetlerinin yüksek niteliğinden dolayı, kamu görevlilerinin gurur duyacağı, insanlarının kendisine ulaşan kamu hizmetlerinin kalitesinden mutlu olacağı bir Türkiye’ye ulaşabilmek için, sessiz çığlığımızın duyulması temennisi ile, Selam olsun bu yolda birlikte olduğumuz meslektaşlarımıza diyor, şahsım ve derneğimiz adına en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

logo

Ömer YÜREKLİ / Denetim Haftasının Düşündürdükleri

30 Nisan 1919 Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün 9. Ordu  Birlikleri Müfettişliğine atandığı gün.  Mustafa Kemal,  Ulusal Kurtuluş Savaşını Müfettiş kimliğiyle  19 Mayıs 1919 tarihinde başlatmıştır. Önemine binaen Gazi Mustafa Kemal’ in 9. Ordu Müfettişliğine atandığı 30 Nisan gününün yer aldığı hafta, Devlet Denetim Elemanları Derneği Yönetim Kurulunun aldığı karar gereğince  “Denetim Haftası” olarak kutlanmaktadır.

Denetim haftası etkinlikleri 2002 yılından bu yana her yıl 30 Nisanın içinde yer aldığı haftada yapılmaktadır. Bu çerçevede tertip edilen  etkinlikler geleneksel hale gelmiştir.

“Denetim Haftası” etkinlikleri ile yönetenlerin ve toplumun denetimin önemine, demokrasi ve hukuk devleti için gerekliliğine dikkati çekilmektedir.

Bu yıl 30 Nisan 2014 tarihinde yapılan etkinlikler kapsamında “Türk Denetim Sisteminin Geleceği” konulu bir panel de düzenlendi.

Haftanın açılış konuşmasını yapan Devlet Denetim Elemanları Derneği Genel Başkanı Ali Alper Orkun, kamu denetim sisteminin işleyişindeki sorunları tespit ettikten sonra, hizmetin en iyisine layık olan insanımıza,  kaliteli  hizmet sunacak bir kamu yönetimine ve onu bu yönde denetleyip görevini kamilen yerine getirecek bir kamu denetim sistemine  ulaşmak için yapılması gerekenleri belirtti.

Panelden önce üç büyük siyasi partinin temsilcileri de birer konuşma yaptılar. Muhalefet partilerinin temsilcileri, Türkiye’ de denetim sisteminin gerektiği gibi işlemediğini iddia ettiler.

Panelde yapılan konuşmalarda; yolsuzlukla mücadele, denetim sisteminin sorunları, siyasal denetim sisteminin yapısı ve sorunları masaya yatırıldı. Panelistlerin açıklamalarından, Türkiye’ de yolsuzluk alanında etkin mücadele mekanizmalarının olmadığı, denetim sistemlerinin etkin çalıştırılamadığı, etkin denetimi engelleyen yapısal açmazların olduğu anlaşılıyordu.

Doğrusunu söylemek gerekirse  demokrasi  ile denetim arasında yüksek ilişkili  bir bağ bulunmaktadır. İleri demokrasilerde denetim de ileri düzeydedir. Olaya bir de bu zaviyeden bakmak gerekmektedir.

Demokratik hukuk devleti,  yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan devlet yapısı anlamına gelmektedir. Hukuk devletinde devlet yalnız kurallar koymaz, aynı zamanda koyduğu kurallara kendisi de uyar. İlave olarak, yürütmenin konulmuş kurallara uymasını sağlayacak denetimi yapan devlet şeklidir, hukuk devleti.

Demokratik hukuk devletinde yönetimin  her türlü eylem, işlem ve faaliyetlerinin hukuka uygunluğunu sağlamak için çeşitli denetim yolları bulunması gerekmektedir. Yönetimin  hukuk kurallarına bağlı olması, takdir yetkisini kamu yararı amacıyla kullanması,  kuralların dışına çıktığında  kendini yaptırım karşısında bulması  hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir sonucudur. Bunun için modern hukuk devletlerinde, yönetimin hukuk kurallarına uymasını sağlamak ve uymaması halinde gereken yaptırımları uygulamak üzere çeşitli denetim yolları oluşturulmuştur.

Bu denetim mekanizmalarından en etkin olanlarından biri, idari denetim sistemi içerisinde yer alan teftiş kurullarının denetimidir. Teftiş kurullarının özellikle parlamenter rejimlerin ağırlıkta olduğu Kıta Avrupa’sında etkin olduğu görülmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, parlamenter rejimlerdeki meclis denetiminin görece zayıf olmasıdır. Siyasi denetim sürecindeki bu  görece zayıflık, idari denetim mekanizmaları daha etkin kurulmak  suretiyle  giderilmeye çalışılmıştır.

Devlet ve devleti idare edenler,  bireylere karşı fevkalade  güçlüdürler. Bu bakımdan bireye karşı devletin gücünün sınırlandırılması,  kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin bu üstün güce karşı güvence altına alınması  için yönetimin etkin bir şekilde denetlenmesi gerekmektedir.

Bu noktada denetim alanındaki sorunlar insan hakları sorunları, hukuk devleti sorunları olarak görülmelidir.

Optimal düzeyde işleyen bir denetim mekanizmasının, devletin ve vatandaşların en büyük güvencesi olduğu söylenebilir.

logo

Doç. Dr. Şeref İBA / Yasamatik “Torba” Kanun Sorunu

Sosisler ve torba kanunlar

“Kanunların ve sosislerin nasıl yapıldığını bilen kişi, gece rahat uyuyamaz.” demişti, Otto Bismarck.  Hal böyle olunca, kanun ve sosis severlerin, onların nasıl yapıldığını bilmemesi, daha tercih edilebilir görünüyor. Sosisleri konu dışında tutacak olursak, kanunların yapılış biçimlerine, sadece “torba kanun” türüne de olsa göz gezdirmek gerekir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasalaştırma usullerden “torba kanun” yolunun trendi son dönemlerde bir hayli yüksek düzeyde seyrediyor. Bunun en önemli sebebi,  bir dönem aşırı ölçüde kullanılan ve gerekli içtüzük reformu yapılmadan artık terkedileceği söylenen “KHK çıkarma” yönteminin, “torba kanun”  ile ikame edilmesidir.

Yasamatik-zombi kanun

Resmi kullanımda geçmeyen ancak haklı olarak  “Torba kanun” diye bilinen bu yöntem, kanun yapım sürecinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin altıncı viteste “yasamatik” ya da yüksek hızlı tren gibi çalıştırılması demektir. Çeşitli kanunları ilgilendiren çeşitli konuları iç içe geçirilmiş bilgisayar deyimiyle “ziplenmiş” madde şekliyle yasalaşıyor. Bu format, doğası gereği sürprizlere gebe olduğundan,  teknik ve içerik yönden hatasız ve salimen geçeni neredeyse yoktur. O yüzden torba yasalara,  “zombi kanun” ismini takanlara da hak vermemek mümkün değil.

Temel’in Kanunu-pandora’nın kutusu

“Torba kanun” yöntemiyle Mecliste kabul edilen son kanunda onüçüncü madde, tam 15 sayfa uzunluğunda. Tek bir maddenin içine sıkıştırılmış 53 maddeden oluşan ve karnında çok sayıda kanun taşıyan bir maddenin salimen görüşülüp kabul edilebilmesi çoğu zaman mucizelere kalmakta. Kanun haline gelen metni, yürürlükteki kanunlara işleme ise, pandoranın kutusu gibi. Medeni Kanundaki “kanunun ruhu” kavramından söz etmek de kaotik durum yüzünden imkansız hale gelmekte. Örneğin, 6111 sayılı Torba Kanun, 234 maddede; 66 ayrı kanunda ve 7 ayrı KHK’de değişiklik yaptı. 1 Tasarıyla 59 teklif birleştirildiği için sadece kanunun başlığı, üç sayfa uzunluğunda. Torba kanunlar, genellikle de içtüzüğün 91. Maddesine göre “temel kanun” kapsamında görüşülüyor. Böyle durumlarda, “Temel kanun”, Karadeniz fıkralarının eğlenceli kahramanı “Temel’in kanunu” niteliğine bürünmüş oluyor.

Hukuk devleti ve torba kanun sorunu

Torba kanun olarak yasalaştırmanın hız ve usul ekonomisi dışında başka sebepleri de var elbette. Komisyonda yeni madde ihdasına elverişli olduğu için madde sayısı katlanabiliyor. Pragmatist düzenlemelere ve kamuflaja da çok uygun.  Zamanlama olarak yasama yılı ya da dönemin sonuna doğru torba kanun mevsimi başlıyor. Meclis tatile girmeden evvel, acil görüşme ve yasalaşma ihtiyacı olan konular bir hamlede kanunlaşmış oluyor.

Ülkemizde “torba kanun”  yöntemi, ciddi bir sorun haline gelmiş durumdadır.  Bu yöntem, hukuk devletinin olmazsa olmaz gereklerinden birisi, “bilinebilirlik” ve “hukuki güvenlik” ilkelerini tehdit etmektedir. Yasa yapım trafiğine çanak tutan 1973 İçtüzüğünün güncellenmesi şarttır. İçtüzük reformuyla, torba kanun ihtiyacını ortadan kaldıracak acil düzenlemelere gerek vardır.

logo

Prof. Dr. Şaban Ali DÜZGÜN / YÖK’ün İlahiyatlara İlişkin Erk Kullanımında Yöntem ve Ahlak

Bu yazı İlahiyat Fakülteleriyle ilgili tasarruflarda bulunan YÖK’ün tutumunu teolojik olarak değerlendirmekte ve bu Kur’an-ı Kerim’in yönetim erkini elinde bulunduran insanların içine düştükleri veya düşürüldükleri bir hâle dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Bize ışık tutacak ilk ayet-i kerime şu şekildedir:

“Onların yanına yanaşıklar/ kötü danışılanlar yerleştirmişizdir. Geçmişlerini ve geleceklerini onlara güzel gösterirler. … Doğrusu onlar kaybedenlerden olmuştur” (Fussilet 41/25).

Ayet-i Kerime’de ‘kuranâ’ terimi dikkatimizi çekmektedir. Türkçemize ‘yanaşıklar’ şeklinde tercüme edilen bu terim, müşavereyi, danışmayı bir kenara bırakan ‘ben yaptım oldu’ mantığıyla hareket eden insanları tanımlamaktadır. Ayet, işin ehline (ya da bu ehil insanları yetiştiren tarihe, kültür kodlarına, geleneğe) danışmadan, vesayetçi buyurgan bir tavırla işleri kotaracağını düşünen bu insanların, yaptıkları işleri süsleyerek insanlara cilalanmış yarınlar sattıklarından bahsetmektedir. Oysa onların bu davranışı herkesin kaybıyla sonuçlanan bir süreci tetiklemekten başka bir işe yaramamaktadır.

Onlara doğru yol gösterilir; ama onlar körlüğü doğru yola tercih ederler. Kazandıklarının karşılığı olarak utandırıcı bir azabın kurbanı olurlar” (Fussilet 41/17). Müslüman coğrafyanın her köşesinde hepimizi utandıran, anlamakta ve açıklamakta zorlandığımız bunca olayı yaşıyor olmamızı başka nasıl izah edebiliriz?

Yasama/kanun koyma sürecinde Hz.Peygamber’e, ‘kamuyu ilgilendiren konularda onlara danış” (ve şâvirhüm fi’l-emri (Al-i İmran 3/159) emri, İlahiyat Fakültelerinin programından ismine kadar tasarrufta bulunanlara hiçbir şey anlatmaz mı? Her şeyi vahiyle çözme imkânının olduğu bir zamanda Hz.Peygamber’in insanlara danışarak iş görmesini emreden ayetleri bir düşünce ve davranış ilkesi olarak öğrencilerine anlatan İlahiyat camiasının bu emr-i ilahînin gereği olarak, kendilerini ilgilendiren konularda kendilerine danışılarak kararlar alınmasını talep etmesinden daha doğal ne olabilir?!

İnsanı insan yapan ‘aklı ve düşünmesi’ ise, ona onurunu kazandıran da kendisini ilgilendiren konularda ne düşündüğünün ona sorulmasıdır. Sürü mantığıyla hareket eden, her türlü buyurganlığa zihni ve bedeniyle hazır kıta bekleyen kalabalıklar, Kur’an’ın reddettiği insan tipleridir. Bakara suresi 104. ayet bu sürü mantığına karşı bizi uyarmaktadır:

“Ey inananlar! Bizi güdün, demeyin. Bizimle münazara/müzakere edin, deyin. Bu davranış ahlakını inkâr edenlere/üstünü örtenlere can yakıcı bir hayat vardır” (Bakara 2/104).

“Ben yaptım oldu’ demenin ve ‘insanlara vesayet uygulama’nın Kur’anî karşılığı istikbar’dır. “Onlar büyüklük taslasalar da (elindeki yetkiyi hesap verme duygusundan azade bir şekilde kullansa da) Rabbinin katında yeri olanlar (yaptıkları işlerde Allah’ın rızasını ve insanların yararını ön planda tutanlar) hiç usanmadan gece gündüz görevlerini yerine getirmeye çalışırlar” (Fussilet 41/38). Kur’an’ın özgürleştirici soluğunu içinde taşıyan bir mümine yakışan, her türlü vesayeti ve dayatmayı reddeden bir ahlakla işini yapmasıdır.

“Rabbimiz Allah’tır” diyenlerden Allah, bu sözün gerektirdiği ‘ girişimler’ beklemektedir (Fussilet 41/30). ‘İstikamet’ olarak Kur’an’da kavramsallaşan bu terim, bir işin taraflarını ayağa kaldırmak, bütün süreçleri işleterek en doğru olanın ortaya çıkmasının önünü açmak demektir. Kelimenin kökü ayağa kalkmak, ayağa kaldırmak, dik durmasını sağlamaktır. Kur’an-ı Kerim, inisiyatiflerini bu şekilde kullanan toplumlar için bir korku ve kaygının bulunmadığı cennet misali bir yaşam vadetmektedir (Fussilet 41/30).

logo

Şafak BAŞA / Teftiş ve Denetime Atatürk’ün Verdiği Önem

Bu günlerde devlet denetim eleman­larını en çok meşgul eden konu hiç şüphesiz müfettişlik mesleğinin gele­cekte hangi şekli alacağına ilişkindir. Bir çok bakanlıkta teftiş kurullarıyla ilgili deşiklikler olmakta, bazı denetim birimleri kaldırılmak­ta ya da birleştirilmektedir. Bu konuda yapı­lan tartışmalar teftiş kurullarının gerekliliği noktasına odaklanmakta, artık teftiş kurul­larına gerek duyulmadığına ilişkin görüşler ileri sürülmektedir.

Teftiş kurullarının gerekliliğiyle ilgili tar­tışmalara tarihten bir pencere açarak katıl­mak istiyorum. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis Başkanı sıfatıyla 1 Mart 1923 tarihin­de yaptığı “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Birinci Dönem Dördüncü Yasama Yılını Açış Nutku” teftiş kurullarının önemi açısından tarihi bir belge olarak karşımızda durmak­tadır.

Mustafa Kemal Paşa, konuşmasının “içişleri durumumuz” ile ilgili bölümünde Mülkiye Teftiş Kuruluna’da yer vermiş ve denetimin gerekliliği noktai nazarından çok anlamlı değerlendirmelerde bulunmuştur;

“…Güvenlik ve asayişin sağlanmasından sonra İçişleri Bakanlığının en çok önem ver­diği sorun, memurların yürürlükteki kanun hükümlerini iyi uygulamalarını sağlamaktı. Doğrusu 1921 yılında İçişleri Teftiş Heyeti­nin kaldırılması dolayısıyla denetimsiz ka­lan işler ve işlemlerde düzensizlik ve yer yer şikayetler yapılmıştır.Yapılan teklif üze­rine teftiş kurulunun yeniden kurulmasını Yüce Meclis uygun görmüş ve müfettişlerin bir kısmı 1922 mayısında, geri kalan kısmı da daha sonraki tarihlerde göreve başlamış olmalarına rağmen 94 memur hakkında so­ruşturma yapmış ve tamamlamıştır. Bu so­ruşturmaların kanuni sonucu olarak, 3 mu­tasarrıf, 5 kaymakam, 2 yazı işleri müdürü, 2 komiser görevden alınmış ve 3 memur 1 jandarma yüzbaşısına işten el çektirilmiş, 85 memur hakkında da soruşturma yapıl­mıştır. Teftiş Kurulu bu süre içinde 3 nahi­ye, 63 özel idare, 38 hapishane, 48 jandar­ma, 28 polis, 48 nüfus, 48 idare meclisi, 55 belediye ve 32 yazı işleri kalemi, toplam 363 daireyi ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlı­ğının gerekli görmesi üzerinde de 15 Kızılay şubesini denetlemiş ve bu denetimin gereği yapılmıştır. Teftiş Kurulunun bu ilk dönem­le ilgili çalışmaları, işlemlerin düzeltilme­sine ve memuriyette görev duygusunun artmasına yaramıştır. Bu yıl kadrosunun kabul edilmesinden sonra tam kadro ile ve zamanında işe başlayacak olan teftiş kurulu içişleri hizmetlerinin düzelmesini sağlaya­cak bir kuruluş olacaktır…Her yönetimde olduğu gibi, jandarmada görev ve işlemlerin denetlenmesi ve bu denetimin iyi bir şekilde yapılması için yetenekli elemanlardan se­çilerek müfettişlerle sağlanması gerekti­ğinden 1923 bütçesine müfettişler ödeneği eklenmiştir.”

Bu önemli konuşmadan teftiş ve deneti­me ilişkin bazı sonuçlar çıkarılabilir;

1) Mustafa Kemal ATATÜRK, güvenlik ve asayişin sağlanmasından sonra İçişleri Ba­kanlığının “en çok önem verdiği” sorunun, “memurların yürürlükteki kanun hükümle­rini iyi uygulamalarını sağlamak” olduğunun altını çizmektedir. Bunu yapacak olan ise hiç kuşkusuz teftiş kurulu olacaktır.

2) 1921 yılında İçişleri Teftiş Heyetinin kaldırılması dolayısıyla iş ve işlemler de­netimsiz kalmış ve bu durum uygulamada düzensizlik yaratmış ve sonuçta şikayetlere yol açmıştır. Bunun üzerine teftiş kurulunun tekrar oluşturulması zorunda kalınmıştır. Demek ki teftiş kurulunun kaldırılmasının en önemli sonucu “iş ve işlemlerde düzen­sizliğe” ve sonuçta da “şikayetlere” neden olmaktadır. Bu durum tarihsel olarak tecrü­be edilmiş ve mülkiye teftiş kurulunun kaldı­rılması hatasından ilk fırsatta dönülmüştür.

3)Teftiş Kurulunun çalışmalarıın iki önemli yararı bulunmaktadır. Birincisi “işlemlerin düzeltilmesi”, ikincisi de “memuriyette görev duygusunun artması”dır. Dolayısıyla teftiş kurullarının çalışmalarının sadece düzeltici bir etkisi bulunmamakta,memuriyette görev duygusunun artması gibi ölçülmesi zor ancak kamu hizmetlerinin niteliği açısından önemli olan psikolojik etkisi de olmaktadır.

4) Tam kadro ile ve zamanında işe başla­yacak olan teftiş kurulu hizmetlerin düzel­mesini sağlayacak bir kuruluş olacaktır. Do­layısıyla hizmetlerin düzeltilmesi isteniyorsa teftiş kurulunun “kadrosu tam” olmalıdır.

5) Görev ve işlemlerin denetlenmesi ve bu denetimin iyi bir şekilde yapılması için müfettişlerin “yetenekli elemanlardan se­çilmesi” gerekmektedir. Dolayısıyla müfet­tişler kamudaki en iyi yetişmiş ve kurumun bir anlamda kurmay heyetini oluşturan kişi­lerdir.

Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, Atatürk’ün Mecliste yaptığı bu konuşma teftiş ve denetim hizmetlerine verdiği öne­mi kanıtlamaktadır. Bu tarihi konuşmadan alınacak çok dersler olduğu kanısındayım. Ülkemizin en eski ve köklü teftiş kurulla­rından biri olan Mülkiye Teftiş Kurulu 1921 yılında kaldırılmış, ancak çok geçmeden tek­rar açılmak zorunda kalmıştır. Dilerim 1921 yılındaki hata 90 yıl sonra tekrarlanmaz ve teftiş kurullarının kaldırılması düşüncesin­den bir an evvel vazgeçilir.

logo

Prof. Dr. Şaban Ali DÜZGÜN / İbrahim Gerçekte Neyi Kurban Etti?

– isimler dünyasından kelimeler dünyasına geçiş –

İnsanlığın zihinsel gelişim tarihi açısından bakıldığında, Peygamberler içerisinde Hz.İbrahim’in yeni bir gelişim evresini temsil ettiği görülür. Her peygamberin, ken­di kavminin diliyle gönderildiğini söyleyen Kur’an ayetinde kastedilen ‘dil’, konuşu­lan dilin ötesinde, dönemin zihin seviyesi­ne, varlığı kavrama tarzına ve reel ve ideal boyutlarıyla bir anlam dünyasının var olup olmadığına işaret eden geniş bir kullanıma sahiptir. Buna bağlı olarak, peygamberlerin mesajının, muhataplarının seviyesiyle iliş­kisini düşündüğümüzde, aslında İbrahim’le birlikte insanlığın yeni bir aşamaya yüksel­tildiğini fark ederiz. Aşağıda, Âdem’le (ilk insan nesli) başlayan bu gelişim sürecinin İbrahim’le nasıl bir seviyeye ulaştığının izi sürülecektir.

İsimler Dünyası

Kur’an, insan cinsi için sınırlar belirle­miş, bu cinsin neleri bilip neleri bilemeye­ceğini bir kanuna bağlamış ve bunu, Allah’la insan arasında bir ahit yahut mîsak olarak adlandırmıştır. Allah’ın insan cinsiyle yap­tığı bu ahdin ana konularından biri, insanın salt maddi gerçekliğe gömülüp kalmaması, bu gerçekliğin temsil ettiği soyut anlamlar dünyasına ulaşma başarısını (azm) göstere-bilmesidir. Ancak insanın yapısına yerleşik olan potansiyellerin bütünüyle aktüel hale gelmesi, bir süreç içinde olabilmektedir. İnsan cinsinin zihinsel gelişim aşamaları, bir çocuğun zihinsel gelişim aşamaların­dan farklı değildir. İlk insandan itibaren, in­san zihninin bir tekâmül sürecine girdiği ve nesneleri gerçek anlamıyla kavraması için uzun bir sürecin işlemesi gerektiği anlaşıl­maktadır.

Aslında somut ve soyut boyutlarıyla âlemi algılama ve kavrama kudretinde olan insanın bu iki yeteneğinin ilk etapta beraber aktüel-leşemediği görülür. Gelişim yahut tekamül mantığına uygun olarak, Âdem (insan) fiziki âlemi algılamasını ve ötesini kavramasını mümkün kılacak bir donanıma kavuşturul­muştur. Bu donanıma Kur’an, isimler (el-esmâ) olarak atıfta bulunmaktadır: “Allah Âdem’e (ilk insana) bütün isimleri öğret­ti” (2:31). Ama öyle görünüyor ki, insan Hz. İbrahim’e kadar bu isimlerin sadece fiziki boyutunda kalmıştır. İsimler, (esmâ) fiziki âlemde yer tutan (yıldız, ay, güneş, vs.) var­lıkların nominal değerleri olarak iş görmüş­tür. Bu evrede, yıldız yıldız, ay da ay olarak kalmıştır. Hz.İbrahim’e kadar insanlığın zih­nine, varlıkların kendilerinde taşıdıkları isim değerleri hâkimolmuş, bu isimlerin görünen yüzlerinin ötesinde taşıdıkları sembolik an­lam kavranamamıştır. Hz.Âdem kıssasında-ki insanın cennetten (metafizik alem, soyut kelimeler dünyası) dünyaya (salt maddi ger­çeklikler dünyası, isimler dünyası) düşüşü, kendisinden beklenen kavrayış seviyesini or­taya koyamadığını gösteren bir anlatımdır.

Bu kavrama zayıflığından dolayıdır ki, Allah’la insan cinsi arasında yapılan ahit, he­nüz fiziki dünyaya adapte olma aşamasında bulunan insanda arzu edilen sonucu verme­miştir. Bunun için kavramsal zekâ gelişimi­nin başlatılacağı İbrahim peygambere kadar beklemek gerekmiştir. Su ayet bu durumun tasvirinden ibarettir:

“Gerçek şu ki Biz daha önce Âdem’e de ahit vermiştik ama o bunu unuttu; ahdimiz konusunda onda bir başarı (azm) göreme­dik” (20:115).

Kelimeler Dünyası

İnsan potansiyelinin İbrahim’e kadar yanlış aktüelleştirilmesi iki şekilde tezahür etmiştir: İlk olarak varlıklara, somut anlam­larının dışında bir anlam yüklenememiştir. Yıldız sadece yıldız olarak görülmüş, kendi reel gerçekliğinin ötesinde bir Varlığa işa­ret edecek sembolik değeri keşfedilemediği için, insanın öteleri kavrama kudreti perde-lenmiştir. İkinci olarak, bu somut varlıklar anlamlandırılmaya başlanınca da, yanlış an­lamlar yüklenmiştir. Bu kez de yıldız; yıldız olmaktan çıkarılmış, tapılan bir nesneye dö­nüştürülmüştür. Bu ikinci aşama, peygam­berlerin mücadelesinin ana eksenini oluştu­rur.

İbrahim’e kadar, insan-insan ve insan-doğa ilişkisini aşamayan Âdemoğlu, İbrahim’le birlikte kavramsal zekâ gelişi­mini tamamlayarak metafiziği (insan-Allah ilişkisi) kavrayabilecek bir bilinç düzeyine yükselmiştir. Bu bilinç düzeyi, isimlerin içi­ni kelimelerle doldurmayı, isimleri birer delil olarak kullanabilmeyi ve sonuç ola­rak somut dünyanın ötesine uzanabilmeyi mümkün kılmıştır. Bunu sağlamak üzere İbrahim’e önce kelimeler verilmiş ardından da delilli düşünme tarzını geliştirdiği için de insanlığın derecesi, kendinden önceki döne­me kıyaslandığında, bir üst seviyeye yüksel­tilmiştir. Kur’an’ın meseleyi tasvir tarzına bir göz atalım:

“Bir vakit İbrahim’i Rabbi kelimelerle sınadı. O, onların gereğini yerine getirince, “Ben seni bütün insanlara önder yapaca­ğım” buyurdu. …” (2:124).

“Allah, delillerle İbrahim’in derecesini yükseltti” (6:83).

“Andolsun ki Biz, İbrahim’e daha önce olmayan bir rüşt (ergin bir zihin) verdik”(21:51)

İbrahim’in tarihte yarattığı bu zihinsel devrim ve bilinç düzeyinin kaybedilmemesi ve insanlığın yeniden bir düşüş yaşamaması, için bütün din mensupları, İbrahim’in dinin­de (milleti İbrahim) içerilen ve bozulmamış insan doğasına yaslanan hanifliğin temel ilkelerine bağlanmaya çağırılır. Kendini bil­mezlerden başka hiç kimsenin de İbrahim’in dinine sırt çevirmeyeceği söylenir (2: 130).

İbrahim’e insanlığın gelişim tarihini üst bir evreye tekâmül ettirecek gücün veril­mesi, Kur’an’a göre bir sınamanın ardından gerçekleşmektedir. Âyetin anlatımına göre, İbrahim bazı kelimelerle (kelimât) sınanmış, bu sınamadan başarılı bir şekilde geçtiği için de, kavminin onu sıkıştırdığı sığ bir zihnin ürettiği inkâr ve zulüm kalıplarından (9:72; 22:44) kurtarılarak, kelimelerin hâkim oldu­ğu, evrensel bir dünyanın insanlarına önder yapılmıştır.

İslam bilginleri, Allah’ın İbrahim’i üç şey­le sınadığını yazarlar: Nemrud’un ateşiyle, oğlunu kurban ettiğini gördüğü rüyasıyla ve hiçbir ziraat imkânı bulunmayan çölün or­tasına (Mekke’ye) ailesinin göçüyle. Ancak bu üç sınama unsuru, İbrahim’i böyle bir önderlik testinden geçirme özelliğine sahip değildir. Bütün insanlığa önderlik yapabil­mek, insanlığın zihinsel sorgulamalarına cevap verebilecek ve bütün şüphelerini or­tadan kaldırabilecek bir yeterlilik imtihanı­nı başarmakla mümkün olabilir. O halde, İbrahim’in kelimelerle olan bu imtihanı nasıl anlaşılmalıdır?

İbrahim’le ilgili Kur’an pasajları bir bütün halinde okunduğunda, İbrahim’in sınandığı kelimelerin, insanlığın gelişim aşamaların­dan en ciddi olanına işaret ettiği görülecektir. Bu aşamada İbrahim, metafizik sorgulama­ları yapmasını mümkün kılacak kelimelerle ve bu kelimelerin temsil ettiği anlam dünya­sıyla ilk kez karşı karşıya getirilmiş ve me­tafizik sorgulamaları İbrahim’in (insanlığın) kaldırıp kaldıramayacağına yönelik sınama, başarıyla sonuçlanmıştır.

İbrahim’in tarihte kırılma yaratan (ulu’l-‘azm) Peygamberler (Nuh, Musa, İsa, Mu-hammed (a.s.) (33:7; 48:35) arasında sayıl­masının yegâne sebebi, insanlığa bu me­tafizik sorgulamaların kapısını açmasında yatmaktadır. İbrahim aklın, insafın, vicdanın ve sezgilerin, insanı kaçınılmaz olarak çekip götürdüğü metafizik sorgulamaları başlatan ve Allah’ın varlığına ve birliğine, delile da­yalı olarak ikna olan ilk örnek modeldir (6: 74-87). Babası (vâlid) Terah’ın ve geçmişin bütün akıl dışı inançlarını kendinde topla­yan atası (eb) Azer’in ve de her türlü erdi­rici düşünceyi boğmaya çalışan despotların temsilcisi Nemrud’un dünyasının tam orta­sına İbrahim hanîf olarak gönderilir. Allah’ın İbrahim’le yaptığı bir ahid’e (2:130-140;-68; 16:120-124; 42:13) dayalı olarak kazanılan bu hanîfliğin sağladığı güç ve cesaretle Ba-bil, Urfa, Mısır, Arabistan, Suriye ve Filistin gibi geniş bir coğrafyanın yanlış inanış ve bağlılıklarına saldırır. İbrahim ilk hanîf ola­rak, adı var kendi yok (nominal) bütün tan­rıları ve onların şimdiki ve geçmişteki bütün bağlılıklarını karşısına alır. :

“Taptıkları hiçbir şey değil, bunlar sırf sizin ve atalarınızın uydurduğu içi boş isim­ler …” (53:23).

İbrahim bunu yaparken, delilli bir şekil­de reddetmeyi mümkün kılan bozulmamış insan doğasına yaslanır. İbrahim, kendile­rine bile faydası dokunmayan bu tanrılara sunulan her türlü bağlılığı tahtından indiren bir bilinç devrimi gerçekleştirir ve bu sahte Tanrı’ları, gerçek (Hak) olan Allah’a kurban eder. İbrahim’in gerçekte kurban ettiği, bü­tün bu sahte tanrılar ve bu sahte tanrıları üreten zihin ve bu tanrılara yönelen bağlı­lıklardır. Peki, İbrahim bunu nasıl yapmış­tır?

Bu kelimelerle sınanma, o ana kadar hâkim olan ilkel zihnin aşıldığı ana işaret eder. Bu aşama, insanın o ana kadar anlam arayışını tabiata odaklayışının ve tabiat güç­lerine bağımlılık geliştirerek kendini zelil edişinin sonlandırılmasıdır. Zillet, Arapça’da güçlü olanın zayıf olanın hâkimiyetine gir­mesiyle yaşanan bir hal olarak tanımlanır. İbrahim’e kadar insanlığın yaşadığı hali ta­nımlayan en iyi kelime budur. Zira inanmak isteyen daha doğrusu yana yakıla yaşamını anlamlı kılacak öğelerin peşine düşen in­san zihni, İbrahim’e kadar yıldız, ay, güneş gibi doğal güçlere inanmakta, onlara bağ­lanıp güvenmekte, onlara ibadet etmekte ve onlara kurbanlar kesmekteydi. İnanmak, bağlanmak, güvenmek, ibadet etmek gibi kelimelerin yönlendirildiği bu yanlış adres­ler, ilk kez İbrahim’le birlikte Gerçek (Hak) Olan’a çevrilmiş ve kelimelerin doğa ötesi bir güce, Allah’a ulaşmasına imkân veril­miştir. Tabiatın bünyesine sindirilen cin, peri, şeytan, hayalet gibi insana hükmettiği sanılan varlıklar yerlerinden sürülmüş, ast­rolojik güçler üzerinden kurulan bağlantılar çökertilmiştir. İlginç bir şekilde Aydınlanma Dönemi’nde tabiat mitolojik unsurlardan so­yundurma çabasının ilk adımı olarak göste­rilecek şekilde, İbrahim eliyle, insanın tabiatı gerçek kimliğiyle görmesine zemin hazırla­yan bir temizlik hareketi yapılmıştır. Tabiatın dışında bir kudret olarak Allah’ı keşfeden bu metafiziksel zihin, ilk kez sonsuzluk fik­rini keşfederek, evrende kendi yerini görme imkânına da kavuşmuştur. Hülasa İbrahim kelimelerle bütün varlık halkalarını yeniden adlandırıp konumlandırmış, her varlığı ait olduğu yere oturtan bir harekâtı başarıyla tamamlamıştır.

Unutulmamalıdır ki, İbrahim, insanın bozulmamış zihnini ve fıtratını temsil eder. İbrahim’in yaşamındaki her evre ve sorgula­ma, farklı şüpheleriyle, ikna olma ihtiyacıyla ve sorgulamalarıyla bir insan zihnini temsil etmektedir. O halde, İbrahim’in başardığı şey, rüşt sahibi olan (21:51) ve sağduyuya dayanan bir insanın başarması beklenen şeydir. Kur’an, İbrahim üzerinden şu nokta­larda yaratılan kırılmalara dikkatimizi çek­mektedir:

– Her türlü sır ve gizemi yapısından sö­küp atarak, tabiatı gerçek kimliğine ka­vuşturmuştur. İnsanın korkularına kaynak gösterilerek insana yabancılaştırılan tabiatı, yaratanına referansla ümit kaynağına dö­nüştürmüştür. İnsan korkularının kaynağı durumundaki gök gürültüsünün bile aslında Allah’a hamd ettiğini beyan ederek (13:13), tabiat algısında bir kırılma yaratmıştır.

İnsanı gerçek kimliğine kavuşturmuş, onu tabiatın gizemli güçlerine bağımlılık ko­numundan kurtararak Allah’ın yaratma pla­nındaki onurlu konuma yüceltmiştir.

İnsan zihninin tabiatın ötesine geçme gücünü keşfederek, insana metafizik dün­yanın kapılarını aralamıştır. Allah, kendini arama sürecinde akıl yürütmeyi İbrahim’e yaptırarak, aklı Allah’ın yeryüzündeki tera­zisi olarak yüceltmiş, bu teraziye konacak değeri olmayan ilahları birer kuruntu olarak reddetmiştir.

İnsana, Allah’ın tabiatın içinde değil de ötesinde aranması gerektiğini öğretmiş, O’nu insanın beş duyusunun doğrudan keşif alanının dışına çıkararak, iman, güven, bağ­lanma gibi soyut kelimelerin nesnesi haline getirmiştir.

İbrahim, kan bağıyla bağlandığı kavmi­nin sığ düşünce yapısını kelimelerle söküme uğratmış, bunun yerine, düşünce bağıyla birbirine bağlanan büyük insanlık ailesinin temellerini atmıştır.

İbrahim’e ve milletine selam olsun!

logo

İbrahim HALICI / KHK Sonrası Denetim Elemanlarının Bakanlık Teşkilatlarındaki İdari Yapısı

I. GENEL BİLGİLER

03.05.2011 tarih ve 27923 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “6223 sayılı Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanununa” istinaden Kanun Hükmünde Kararnamelerle Bakanlıkların teşkilat yapıları yeniden düzenlenmiştir.

Bu Yetki Kanunun amaç ve kapsamı 1 inci maddede belirtilmiştir. Bu maddeye göre; Kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere;

a) Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek;

1) Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine,

2) Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine,

3) Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına,

b) Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına,

ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermektir.

Bu Yetki Kanununa istinaden KHK ile 5 adet yeni Bakanlık kurulmuş, 6 adet Bakanlığın ismi değişmiş, 2 adet Bakanlığın ismi değişmemekle birlikte Teşkilat Kanunları tamamen değişmiş, ayrıca Devlet Bakanlıkları kaldırılarak, bunun yerine bakanlıklar ismen belirtilmiştir. 8 adet Bakanlığın adları değişmemiş, ancak bazılarının Teşkilat Kanunlarında, Kanun Hükmünde Kararnamelerle kısmen değişiklik yapılmıştır. Bu husus aşağıda liste halinde belirtilmiştir.

1. Adı Değişmeyen, Ancak Teşkilat Kanunlarında Kısmen Değişiklik Yapılan Bakanlıklar

1) Adalet Bakanlığı
2) İçişleri Bakanlığı
3) Dışişleri Bakanlığı
4) Kültür ve Turizm Bakanlığı
5) Milli Savunma Bakanlığı
6) Maliye Bakanlığı
7) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
8) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

2. Adı Değişmeyen, Ancak Teşkilat Kanunları Tamamen Değişen Bakanlıklar 

1) Sağlık Bakanlığı
2) Milli Eğitim Bakanlığı
3. Adı ve Teşkilat Kanunları Tamamen Değişen Bakanlıklar
1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı – Eski Adı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
2) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı – Eski Adı Bayındırlık ve İskân Bakanlığı
3) Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı – Eski Adı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
4) Gümrük ve Ticaret Bakanlığı – Eski Adı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
5) Orman ve Su İşleri Bakanlığı – Eski Adı Çevre ve Orman Bakanlığı
6) Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı – Eski Adı Ulaştırma Bakanlığı

4. Yeni Kurulan Bakanlıklar

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı
2) Avrupa Birliği Bakanlığı
3) Ekonomi Bakanlığı
4) Gençlik ve Spor Bakanlığı
5) Kalkınma Bakanlığı

Yukarıda görüleceği üzere; son düzenlemelerle Başbakanlık ve 21 adet ismen sayılan Bakanlık bulunmaktadır.
Bazı kamu kurum ve kuruluşlar ise doğrudan Başbakana ve Başbakan Yardımcılarına bağlıdır.  Konumuzla ilgili olarak kamu kurum ve kuruluşunun teşkilat yapısında Teftiş Kurulu Başkanlığı; Vakıflar Genel Müdürlüğü, T.C Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü, Türkiye Halk Bankası A.Ş Genel Müdürlüğü, Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O Genel Müdürlüğü, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nda bulunmaktadır. Hazine Müsteşarlığında ise Hazine Kontrolörler Kurulu Başkanlığı şeklinde teşkilat yapısında yerini aldığını görmekteyiz.

II. BAŞBAKANLIK

1. Merkez

Başbakanlık teşkilat yapısını düzenleyen 3056 sayılı Kanununda, Kanun Hükmünde Kararnamelerle kısmi olarak değişiklik yapılmış, anılan Kanunun 19 uncu maddesinin (a) bendinde, danışma ve denetim birimleri arasında Teftiş Kurulu Başkanlığı sayılmış ve mevcut yapı korunmuştur. Bu kurulda Başbakanlık Müfettişleri istihdam edilmektedir.

2. Hazine Müsteşarlığı

Müsteşarlığın teşkilat yapısını düzenleyen 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda, Kanun Hükmünde Kararnamelerle kısmi olarak değişiklik yapılmış, ancak denetim elemanlarının idari yapısında bir değişiklik yapılmamıştır.  4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin (b) bendinde, Müsteşarlığın “Danışma, Denetim ve Yardımcı Birimleri” arasında Hazine Kontrolörleri Kurulu Başkanlığı bulunmakta ve Hazine Kontrolörleri istihdam edilmektedir.

3. Vakıflar Genel Müdürlüğü

Vakıflar Genel Müdürlüğünün teşkilat yapısı 27.02.2008 tarih ve 26800 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 5737 Vakıflar Kanunu ile yeniden düzenlenmiş, anılan Kanunun 58 inci maddesiyle Teftiş Kurulu Başkanlığı yerine, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı denetim ve danışma birimleri arasında sayılmıştır. Bu Genel Müdürlükte müfettiş unvanıyla denetim elemanı istihdam edilmektedir.

4. Diyanet İşleri Başkanlığı

633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun “Başkanlığın hizmet birimlerini” düzenleyen 7 nci maddesi 01.07.2010 tarih ve 6002 sayılı Kanunla yeniden düzenlenmiş, Teftiş Kurulu Başkanlığı yerine, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı hizmet birimleri arasında sayılmıştır. Bu Başkanlıkta müfettiş unvanıyla denetim elemanı istihdam edilmektedir.

III. ADI DEĞİŞMEYEN, ANCAK TEŞKİLAT KANUNLARINDA KISMEN DEĞİŞİKLİK YAPILAN BAKANLIKLAR

1. Adalet Bakanlığı

03.05.2011 tarih ve 27923 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “6223 sayılı Yetki Kanununa” istinaden Kanun Hükmünde Kararnameler ile Adalet Bakanlığının teşkilat yapısında, kısmi olarak değişiklik yapılmış, ancak denetim elemanlarının idari yapısında bir değişiklik yapılmamış ve mevcut yapı korunmuştur.
Adalet Bakanlığının teşkilat yapısını düzenleyen 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun hükümlerini incelediğimizde; Danışma ve Denetim Birimleri arasında Teftiş Kurulu Başkanlığı bulunmakta ve Adalet Müfettişleri istihdam edilmektedir.

2. İçişleri Bakanlığı

03.05.2011 tarih ve 27923 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “6223 sayılı Yetki Kanununa” istinaden Kanun Hükmünde Kararnameler ile İçişleri Bakanlığının teşkilat yapısında, kısmi olarak değişiklik yapılmış, ancak denetim elemanlarının idari yapısında bir değişiklik yapılmamış ve mevcut yapı korunmuştur.
İçişleri Bakanlığının teşkilat yapısını düzenleyen 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun hükümlerini incelediğimizde; Danışma ve Denetim Birimleri arasında Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı bulunmakta ve bu kurulda Mülkiye Müfettişleri istihdam edilmektedir.
Ayrıca Ana Hizmet Birimleri arasında yer alan Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Kontrolörler Başkanlığında Kontrolörler ve Dernekler Dairesi Başkanlığında ise Dernekler Denetçileri istihdam edilmektedir.

3. Dışişleri Bakanlığı

03.05.2011 tarih ve 27923 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “6223 sayılı Yetki Kanununa” istinaden Kanun Hükmünde Kararname ile Dışişleri Bakanlığının teşkilat yapısında müfettişlerle ilgili bir değişiklik yapılmamış ve mevcut yapı korunmuştur.
Dışişleri Bakanlığı Teşkilat Kanunu 13.07.2010 tarih ve 27640 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığı Teşkilat Kanunu ile yeniden düzenlenmiş, anılan Kanun hükümlerini incelediğimizde; Danışma ve Denetim Birimleri arasında Teftiş Kurulu Başkanlığı bulunmakta ve Müfettiş istihdam edilmektedir.

4. Kültür ve Turizm Bakanlığı

03.05.2011 tarih ve 27923 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “6223 sayılı Yetki Kanununa” istinaden Kanun Hükmünde Kararnameler ile Kültür ve Turizm Bakanlığının teşkilat yapısında, kısmi olarak değişiklik yapılmış, ancak denetim elemanlarının idari yapısında bir değişiklik yapılmamış ve mevcut yapı korunmuştur.
Kültür ve Turizm Bakanlığının teşkilat yapısını düzenleyen  4848 sayılı Kültür Ve Turizm Bakanlığı Teşkilât  ve Görevleri Hakkında Kanun  hükümlerini incelediğimizde; Danışma ve Denetim Birimleri arasında Teftiş Kurulu Başkanlığı bulunmakta ve bu kurulda Müfettişler istihdam edilmektedir.
Ayrıca Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne bağlı olarak Kontrolörler istihdam edilmektedir.

5. Milli Savunma Bakanlığı

03.05.2011 tarih ve 27923 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “6223 sayılı Yetki Kanununa” istinaden Kanun Hükmünde Kararname ile Milli Savunma Bakanlığının teşkilat yapısında, kısmi olarak değişiklik yapılmış, ancak denetim elemanlarının idari yapısında bir değişiklik yapılmamış ve mevcut yapı korunmuştur.
Milli Savunma Bakanlığının teşkilat yapısını düzenleyen  1325 sayılı MSB’lığı Görev ve Teşkilatı Hakkındaki Kanun hükümlerini incelediğimizde; Bakanlık teşkilat yapısında, Teftiş Dairesi Başkanlığı bulunmaktadır.

6. Maliye Bakanlığı

10.07.2011 tarih ve 27990 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 646 sayılı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının Kurulması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ile, Maliye Bakanlığında hizmet birimi olarak Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının kurulması ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması; 06.04.2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu’nca 07.07.2011 tarihinde kararlaştırılmıştır.
178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinde, 07.07.2011 tarih ve 646 sayılı KHK ile  değişiklik yapılarak Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, Hesap Uzmanları Kurulu Başkanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı Gelirler Kontrolörleri Başkanlığı ile Vergi Denetmenleri birleştirilmiş, doğrudan Bakana bağlı olarak  Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı oluşturulmuş, Bakanlık merkez kuruluşundaki danışma ve denetim birimleri arasında yerini almıştır. Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte Maliye Başmüfettişi, Baş Hesap Uzmanı ve Gelirler Başkontrolörü kadrolarında bulunanlar Vergi Başmüfettişi kadrolarına; Maliye Müfettişi, Hesap Uzmanı ve Gelirler Kontrolörü ile Vergi Denetmeni kadrolarında bulunanlar Vergi Müfettişi kadrolarına halen bulundukları kadro dereceleriyle herhangi bir işleme gerek kalmaksızın atanmışlardır.
Muhasebat Başkontrolörü, Milli Emlak Başkontrolörü, Başkontrolör, Muhasebat Kontrolörü, Milli Emlak Kontrolörü, Kontrolör, Devlet Bütçe Uzmanı, Mali Suçları Araştırma Uzmanı, Devlet Muhasebe Uzmanı, Devlet Gelir Politikaları Uzmanı ve Devlet Malları Uzmanı kadro unvanları “Maliye Uzmanı” şeklinde değiştirilmiş ve Maliye Uzmanlarına bağlı olduğu hizmet biriminde inceleme ve denetleme yetkisi verilmiştir.

7. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı

3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanununda 11.10.2011 tarih ve 662 sayılı KHK ile kapsamlı değişiklik yapılmış ve ek maddeler eklenmiştir.
Bu KHK ile Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı kaldırılmış, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı kapatılarak Denetim Hizmetleri Başkanlığı kurulmuş ve danışma ve denetim birimleri arasında yerini almıştır. Bakanlık Müfettişleri ile kapatılması nedeniyle Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ve Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğündeki Müfettişler Denetim Hizmetleri Başkanlığında birleştirilmiş ve bu Müfettişler Bakanlık Denetçisi unvanını almışlardır.
Ayrıca bu Bakanlığın bağlı kuruluşları arasında yer alan Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü, MTA Genel Müdürlüğü, TPAO Genel Müdürlüğü, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü ile Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü teşkilat yapılarında KHK’lerle ile bir değişiklik yapılmamıştır. Bu Genel Müdürlüklerde Teftiş Kurulu Başkanlığı şeklinde yapılanma devam etmekte ve müfettiş unvanıyla denetim elemanı istihdam edilmektedir.

8. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanununda 02.11.2011 tarih ve 28103 sayılı mükerrer R.G’de yayınlanan 665 sayılı KHK ile kapsamlı değişiklik yapılmış ve ek maddeler eklenmiştir.
Bu KHK ile Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı, İş Teftiş Kurulu Başkanlığı ile Türkiye İş Kurumu Teftiş Kurulu Başkanlığı birleştirilerek “İş Teftiş Kurulu Başkanlığı” unvanıyla Bakanlık merkez teşkilatında danışma ve denetim birimleri arasında yerini almıştır. Kaldırılan (3) Teftiş Kurulu Başkanlığındaki Müfettişler “İş Müfettişi” unvanını almışlardır.
20.05.2006 tarih ve 26173 sayılı R.G’de yayınlanan 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ve diğer Kanunlarla Emekli Sandığı, Bağ-kur ile SSK birleştirilerek Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı kurulmuş, bu başkanlıkta Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı hizmet birimleri arasında yerini almış ve birleştirilen kurumlardaki denetim elemanları,  Rehberlik ve Teftiş Başkanlığında SGK Müfettişi unvanıyla görev yapmaktadırlar.

IV. ADI DEĞİŞMEYEN, ANCAK TEŞKİLAT KANUNLARI TAMAMEN DEĞİŞEN BAKANLIKLAR 

1. Sağlık Bakanlığı
02.11.2011 tarih ve 28103 sayılı mükerrer R.G’de yayınlanan 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bakanlığın teşkilat yapısı yeniden düzenlenmiştir.
Bu KHK ile Teftiş Kurulu Başkanlığı kaldırılarak, Denetim Hizmetleri Başkanlığı kurulmuş ve Bakanlığın hizmet birimleri arasında yerini almıştır.
Bakanlık Müfettişi unvanı kaldırılmış ve bunun yerine Bakanlık ve bağlı kuruluşların merkez teşkilatında (Denetim Hizmetleri Başkanlığı, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünde) Sağlık Denetçileri unvanıyla denetim elemanı istihdam edilmektedir.
2. Milli Eğitim Bakanlığı
14.09.2011 tarih ve 28054 sayılı R.G’de yayınlanan  652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bakanlığın teşkilat yapısı yeniden düzenlenmiştir.
Bu KHK ile Teftiş Kurulu Başkanlığı kaldırılarak, Rehberlik ve Denetim Başkanlığı kurulmuş ve Bakanlığın hizmet birimleri arasında yerini almıştır. Daha önce Müfettiş olan unvanlar kaldırılarak, Rehberlik ve Denetim Başkanlığında Millî Eğitim Denetçileri unvanı verilmiştir.
Ayrıca İl Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde çalışan Eğitim Müfettişlerinin unvanları değiştirilerek İl Eğitim Denetmeni unvanını verilmiştir.
V. ADI VE TEŞKİLAT KANUNLARI TAMAMEN DEĞİŞEN BAKANLIKLAR
1. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı –  Sanayi ve Ticaret Bakanlığı (Eski Adı)
08.06.2011 tarih ve 27958 sayılı mükerrer R.G’de yayınlanan 635 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile adı değişen Bakanlığın teşkilat yapısı yeniden düzenlenmiştir.
Bu KHK ile daha önce Bakanlık danışma ve denetim birimleri arasında yer alan Teftiş Kurulu Başkanlığı kaldırılarak, Rehberlik ve Denetim Başkanlığı kurulmuş ve Bakanlığın hizmet birimleri arasında yerini almıştır. Eskiden olduğu gibi Müfettiş unvanıyla denetim elemanı istihdam edilmektedir.
2. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı – Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı (Eski Adı)
04.07.2011 tarih ve 27984 sayılı mükerrer R.G’de yayınlanan 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile adı değişen Bakanlığın teşkilat yapısı yeniden düzenlenmiştir.
Bu KHK ile daha önce Bakanlık danışma ve denetim birimleri arasında yer alan Teftiş Kurulu Başkanlıkları kaldırılarak, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı kurulmuş ve Bakanlığın hizmet birimleri arasında yerini almıştır. Eskiden olduğu gibi Müfettiş unvanıyla denetim elemanı istihdam edilmektedir.
3. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı – Tarım ve Köyişleri Bakanlığı (Eski Adı)
08.06.2011 tarih ve 27958 sayılı mükerrer R.G’de yayınlanan 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile adı değişen Bakanlığın teşkilat yapısı yeniden düzenlenmiştir.
Bu KHK ile daha önce Bakanlık danışma ve denetim birimleri arasında yer alan Teftiş Kurulu Başkanlığı ve kapatılan Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı  kaldırılarak, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı kurulmuş ve Bakanlığın hizmet birimleri arasında yerini almıştır. Bakanlık Müfettişleri ve Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Müfettişleri “Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı” çatısında birleşerek eskiden olduğu gibi Müfettiş unvanları devam etmektedir.
4. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı – Sanayi ve Ticaret Bakanlığı (Eski Adı)
08.06.2011 tarih ve 27958 sayılı mükerrer R.G’de yayınlanan 640 sayılı Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile adı değişen Bakanlığın teşkilat yapısı yeniden düzenlenmiştir.
Bu KHK ile daha önce Bakanlık danışma ve denetim birimleri arasında yer alan Teftiş Kurulu Başkanlığı, Başbakanlığa bağlı Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı  kaldırılarak, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı kurulmuş ve Bakanlığın hizmet birimleri arasında yerini almıştır. Gümrük Müsteşarlığı bağlı Gümrük Müfettişleri ve aynı Müsteşarlığa bağlı Gümrük Genel Müdürlüğü’ne bağlı Kontrolörler, Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğü’ne bağlı Kontrolörler, Gümrükler Kontrol Genel Müdürlüğü’ne bağlı Kontrolörler ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müfettişleri ve Kontrolörleri birleştirilerek Gümrük ve Ticaret Müfettişi unvanını almışlardır.
5. Orman ve Su İşleri Bakanlığı – Çevre ve Orman Bakanlığı (Eski Adı)
04.07.2011 tarih ve 27984 sayılı mükerrer R.G’de yayınlanan 645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile adı değişen Bakanlığın teşkilat yapısı yeniden düzenlenmiştir.
Bu KHK ile daha önce Bakanlık danışma ve denetim birimleri arasında yer alan Teftiş Kurulu Başkanlığı  kaldırılarak, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı kurulmuş ve Bakanlığın hizmet birimleri arasında yerini almıştır. Eskiden olduğu gibi Müfettiş unvanıyla denetim elemanı istihdam edilmektedir.
Bakanlığın bağlı kuruluş arasında yer alan Orman Genel Müdürlüğü, DSİ Genel Müdürlüğü ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlıkları ve bu kurullarda istihdam edilen Müfettişler mevcut yapıyı korumuştur.
6. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı – Ulaştırma Bakanlığı (Eski Adı)
01.11.2011 tarih ve 28102 sayılı mükerrer R.G’de yayınlanan 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile adı değişen Bakanlığın teşkilat yapısı yeniden düzenlenmiştir.
Bu KHK ile daha önce Bakanlık danışma ve denetim birimleri arasında yer alan Teftiş Kurulu Başkanlığı  ve Denizcilik Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı kaldırılarak, Denetim Hizmetleri Başkanlığı kurulmuş ve Bakanlığın hizmet birimleri arasında yerini almıştır. Ulaştırma Bakanlığı Müfettişleri ile Denizcilik Müsteşarlığı Müfettişleri birleştirilerek “Denetim Hizmetleri Başkanlığında” müfettiş unvanıyla denetim elemanı istihdam edilmeye devam edilmektedir.
VI. YENİ KURULAN BAKANLIKLAR
1. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı
08.06.2011 tarih ve 27958 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayınlanan 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 12 inci maddesi ile Denetim Hizmetleri Başkanlığı oluşturulmuş ve bu Başkanlıkta ve diğer hizmet birimlerinde Aile ve Sosyal Politikalar Denetçileri istihdam edileceği belirtilmiştir.
Bu Kanun Hükmünde Kararnameyle; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı kaldırılarak Bakanlığa bağlı Denetim Hizmetleri Başkanlığı oluşturulmuş, buradaki müfettişlerin unvanları değiştirilerek Aile ve Sosyal Politikalar Denetçisi unvanını almışlardır.
2. Avrupa Birliği Bakanlığı
08.06.2011 tarih ve 27958 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayınlanan 634 sayılı Avrupa Birliği Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri incelendiğinde; Bakanlık teşkilat yapısında Teftiş Kurulu Başkanlığı, Denetim Hizmetleri Başkanlığı, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı veya başka adlar altında denetim birimi bulunmamaktadır.
3. Ekonomi Bakanlığı
08.06.2011 tarih ve 27958 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayınlanan 637 sayılı Ekonomi Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 15 inci maddesi ile Denetim Hizmetleri Başkanlığı oluşturulmuş, Denetim Hizmetleri Başkanlığı, bir Başkan ile Başkanlığa tahsisli kadrolarda görev yapan yeterli sayıda Dış Ticaret Uzmanı ve Dış Ticaret Uzman Yardımcısından oluşacağı ve bu uzmanlara inceleme, denetim ve soruşturma yapma yetkisi tanınmıştır.
Ekonomi Bakanlığı kurulmadan önce Dış Ticaret Müsteşarlığı bünyesinde Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanlığı bulunduğu ve bu kurulda Dış Ticaret Kontrolörleri istihdam edilmekteydi. 637 sayılı Ekonomi Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanlığı kaldırılarak yerine Denetim Hizmetleri Başkanlığı kurulmuş ve Dış Ticaret Kontrolörü unvanları da kaldırılarak Dış Ticaret Uzmanı kadrosuna dönüştürülmüştür.
4. Gençlik ve Spor Bakanlığı
08.06.2011 tarih ve 27958 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayınlanan 638 sayılı Gençlik ve Spor Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri incelendiğinde; Bakanlık teşkilat yapısında Teftiş Kurulu Başkanlığı, Denetim Hizmetleri Başkanlığı, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı veya başka adlar altında denetim birimi bulunmamaktadır. Ancak Bakanlığın bağlı kuruluşları arasında yer alan Spor Genel Müdürlüğü bünyesinde Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Spor Kontrolörleri Kurul Başkanlığı bulunmakta olup, bahsi geçen kurullarda müfettiş ve kontrolör istihdam edilmektedir.
5. Kalkınma Bakanlığı
08.06.2011 tarih ve 27958 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayınlanan 641 sayılı Kalkınma Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri incelendiğinde; Bakanlık teşkilat yapısında Teftiş Kurulu Başkanlığı, Denetim Hizmetleri Başkanlığı, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı veya başka adlar altında denetim birimi bulunmamaktadır.
VII. DEĞERLENDİRME VE ÖNERİLER
KHK ile düzenlenen Bakanlık teşkilat yapılarını incelediğimizde; denetim elemanlarının teşkilat yapıları hakkında şu değerlendirmeleri yapabiliriz:
1) Bazı Bakanlıklarda denetim elemanları “danışma ve denetim birimleri” arasında yer alırken, bir kısmı da “hizmet birimleri” arasında yer almıştır. Dolayısıyla her bakanlıkta farklı şekillerde teşkilatlanmakta ve bir norm kadro standardı oluşmamaktadır. Denetim elemanları bütün Bakanlıklarda  “danışma ve denetim birimleri” arasında yer alarak norm kadro standardı sağlanmalıdır.
2) Denetim elemanları; Denetim Hizmetleri Başkanlığı, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, Rehberlik ve Denetim Başkanlığı, İş Teftiş Kurulu Başkanlığı, Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Kontrolörler Kurulu Başkanlığı gibi çeşitli adlarda Bakanlıkların teşkilat yapısında yerini almıştır. Bazı Bakanlıklarda ise herhangi bir kurul oluşturulmadan doğrudan kamu kurum ve kuruluşuna bağlı denetim elemanı istihdam edilmektedir. Dolayısıyla denetim elemanlarının bağlı olduğu kurullarda da bir standart oluşturulmadığı anlaşılmaktadır. Denetim elemanları bütün Bakanlıklarda ve kamu kurum ve kuruluşlarında “danışma ve denetim birimleri” arasında “Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığı” şeklinde teşkilatlanarak norm kadro s

logo

Mustafa Said YILDIZ / Denetim Sonuçlarının Geri Bildirimi

Denetim sonuçlarının teftiş ve denetim birimlerine geri bildirimi; yolsuzluk’un mali yükü’nün belirlenmesi, teftiş kapasitesinin güçlendirilmesi, soruşturmalarda metod standardizasyonu ve güncellenmesinin sağlanması, risk bulunan denetim alanlarının tespiti gibi amaçların temini için büyük önem taşımaktadır.

Söz konusu geri bildirim, verilen disiplin cezalarının uygulanıp uygulanmadığı, tazmin raporlarına ilişkin mahkeme kararları ve mahkemelere yapılan suç duyurularının mahkeme safahatı konularında olmalıdır.

Öncelikle yolsuzluğun bütçe üzerindeki mali yükünün belirlenmesi yolsuzlukla mücadele gerekliliğinin daha iyi anlaşılmasını sağlaması yönünden önem taşımaktadır. Ayrıca bu mali yükün hangi sektörlerde ve konularda yoğunlaştığının bilinmesi riskli alanların tespiti ve önleyici tedbirlerin hangi alanlarda yoğunlaşması gerektiği konularında yol gösterici olacaktır.

Bu anlamda Müfettişlerce Tazmin raporlarına bağlanan miktarlar kadar söz konusu miktarların mahkeme safahatı ve neticesinde nihai olarak ilgili veya sorumlusundan tahsil edilen miktar da önem taşımaktadır. Gerek inceleme, soruşturma ve denetimlerin etkinliğinin ölçümü ve gerekse riskli alanların tespiti için nihai tahsil miktarının öğrenilmesi gerekmektedir. Bu sayede yargı sürecinden gelecek geri dönüşümler sonucunda tazmin metodunun güncellenmesi ve standart hale getirilmesi ile denetim kapasitesinin güçlendirilmesi mümkün olabilecektir.
Bu maksatla disiplin, ceza ve tazmin sonuçlarının Teftiş Kurullarına geri bildirimi için:

-İl Defterdarlık Muhakemat Müdürlüklerinin inceleme ve soruşturmalar sonucu ortaya çıkan kamu zararının tahsilinde Yönetmelikçe verilen görevlerini titizlikle yerine getirmeleri sağlanmalı, mahkemelerin nihai kararlarına ilişkin bilgiyi ilgili mercilere ulaştırmalıdırlar.

-Strateji Geliştirme Daire Başkanlıkları Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile kendilerine verilen görev gereğince inceleme ve soruşturma sonucunda ulaşılan tazmin rakamlarının takibini sağlanmalıdırlar.

-Disiplin Raporları neticelerinin geri bildiriminin Personel Genel Müdürlükleri ve taşra ilgili birimlerince yapılmasının sağlanmalıdır.

-Müfettiş raporlarının adli sonuçlarının sağlıklı ve eksiksiz şekilde geri dönüşü için gerekli mekanizmaların kurulması gerekmektedir.

Adli, idari ve tazmin sonuçlarının ilerleyen dönemde elektronik ortamda denetim birimlerine gönderilmesi elverişli sonuçlar verecektir.

Böylelikle:

Müfettişlerce düzenlenen raporların tazmin, adli, idari sonuçlarının yargı süreci tamamlanması ardından geri bildirimi ile denetim, inceleme, soruşturmalarda metod ve yaklaşım birliği, standardizasyonu sağlanmış olacak, bu bilgi denetimde riskli alanların belirlenmesine katkı sağlayacak, yolsuzluğun bütçeye mali yükünün belirlenmesi de mümkün olabilecektir.

logo

R. Bülent TARHAN / Kamu Çalışanları Yönünden Sivil Anayasa Tartışması

Her rejim, kendi hukukuyla birlikte gelir. ‘Hikmeti hükümet’ ya da polis devleti (polizeistaat) anlayışında getirilen kuralların, hukukun evrensel doğrularından sapması kaçınılmazdır. 12 Eylül’ün ayrılmaz bir parçası olan 82 Anayasası’nın da yer yer ‘Hikmeti hükümet’ anlayışından izler taşıdığı ve evrensel hukuk kurallarıyla çeliştiği kuşkusuzdur.
Yazımızın başlığıyla bağlantılı bir örnek vermek gerekirse; mevcut Anayasa’nın 129’uncu maddesinin 3’üncü fıkrası uyarınca uyarma ve kınama cezalarına karşı yargıya başvurulamaması, temel bir insan hakkı olan ve başta 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirisi olmak üzere birçok uluslararası sözleşmede yer alan ‘adil yargılanma hakkı’nın ihlali niteliğindedir.

1982 Anayasası’nın temel paradigmasına uygun olarak düzenlenen disiplin suç ve cezaları, ceza normlarında bulunması gereken açıklık, anlaşılabilirlik ve somutluk ölçütlerini içermediği gibi, kimi temel özgürlük alanlarını da ihlal etmektedir.
Bir başka dikkat çeken düzenleme, Devlet Memurları Kanunu’nda 1980 sonrasında yapılan değişikliklerle getirilen ‘İkamet ettiği ilin hudutlarını izinsiz terk etmek’ fiilidir. Yaptırımı oldukça ağır ve anayasal seyahat özgürlüğüyle bağdaşmadığı açık olan fiille ilgili düzenlemelerde sayın Bülent Ulusu’nun başbakanlığı döneminde o kadar ileriye gidilmiştir ki; o dönemde yayımlanan bir yönergeyle başbakanlık personelinin doğrudan Başbakanlık müsteşarından izin almadan yurtdışına çıkmaları yasaklanmıştır. Başbakanlık özelindeki bu uygulama daha sonra tüm kamu kurumlarını kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmıştır.

Yine Devlet Memurları Kanunu’nun 125’inci maddesinde yer alan ‘görev mahallinde yasak kitap bulundurma’ fiili ile ‘ideoloji’ ve ‘siyaset’ kavramlarına göndermede bulunmak suretiyle yapılan disiplin suçu tanımlarının da çağdaş hukukun temel ilkeleriyle ne denli bağdaştığı ayrıca tartışılmalıdır. Memurlar ve diğer kamu görevlilerine siyaset yasağının konulması, kamu çalışanlarının -grev ve toplu sözleşmeli sendikal örgütlenmesi bir yana- dernek biçiminde örgütlenmelerine dahi evrensel uygulamalardan sapan sınırlamalar getirilmesi; 1982 Anayasası paradigmasının kamu görevlileri ölçeğindeki yansımalarıdır.

Kamuoyuna yansıyan ‘sivil’ anayasa taslağının 1982 Anayasası’ndaki ‘adil yargılanma hakkı’ ile çelişen olumsuzluğu giderdiği; ancak kamu çalışanlarıyla ilgili diğer konularda 1982 Anayasası’nın yaklaşımından çok da farklı düzenlemeleri içermediği görülmektedir. Hatta bazı alanlarda 82 Anayasası’nı aşan kısıtlamalar söz konusudur. Örneğin, 82 Anayasası yargıç ve savcıların dernek kurma özgürlüğüne sınırlama getirmezken, taslak, yargıç ve savcıların dernek kurmasının engellenmesinin yolunu açmaktadır. Oysa, AB müzakere süreci kapsamında yapılan alt komisyon toplantılarında Avrupa Komisyonu uzmanlarının ‘adalet’ alanında ısrarla vurgu yaptıkları konulardan biri ‘yargıç ve savcıların örgütlenme özgürlüğü’dür.

Bazı değerli gazeteci-yazarlarımız, bir yargıcın bir vekilden lojman talebini, adı geçen milletvekili ve yargıcın sujesi olacağı olası bir davada yargılamanın nesnelliğine kuşku düşüreceği gerekçesiyle eleştirmişlerdir. ‘Sivil’ anayasa taslağı, Hâkim ve Savcılar Kurulu’na seçilecek üyelerden bir bölümünün, birinci sınıf hakim ve savcılar arasından TBMM tarafından seçilmesini öngörmektedir. TBMM üyeleri nezdinde kulis faaliyeti yürütecek hâkim ve savcıların yapacağı soruşturma ve yargılamalarda bu sakınca daha ağır bir biçimde söz konusu olmayacak mıdır?

Taslaktaki, memur ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmasıyla ilgili düzenleme -mevcut Anayasa’daki ‘kovuşturma’ kavramını muhafaza ederek- savcıların soruşturma tekeli önündeki anayasal engeli kaldırmaktaysa da, ‘kovuşturma’ yönünden istisna getirilebileceğini öngörerek evrensel ‘yargılama birliği’ ilkesinden sapmaktadır. ‘Sivil’ anayasa tartışmalarına anayasaların hazırlık felsefesi yönünden de bir örnekle katkıda bulunmak isterim: İspanya’da Franco falanjizmi sırasında direnişçiler, aydınlar ve hukukçular demokrasiye geçildiğinde yasallaştırılmak üzere bir anayasa tasarısı hazırlıklarına başlamışlar; ancak tasarı metinlerini üzerinde taşıyanların ağır cezalara çarptırılması nedeniyle güvenli bir iletişim yolu aramışlar: İspanya’da kadınların pudra kutularının mahremiyeti varmış; kocaları dahi pudra kutularını açamazmış. Direnişçiler de, sorunu, metinleri pudra kutuları içinde birbirlerine ileterek çözmüşler. Şimdi 1978 İspanyol Anayasası pirinç bir pudra kutusu içinde sergileniyor.

Kıssadan hisse: Gerçekten sivil, sağlıklı ve kalıcı anayasalar, dipten gelen dalgalarla hazırlanır…